The Iron Lady
The Iron Lady, yaşlı bir teyzenin bakkaldan süt almasıyla başlıyor. Bizimse ilk düşünüdüğümüz, film nasıl çıkarsa çıksın Oscar’a kadar uzanacak bir oyunculuk izleyeceğimiz. Yaşlı teyze, İngiltere’nin ilk (ve tek) kadın başbakanı Margaret Thatcher. 20. yüzyılın en önemli liderlerinden Demir Leydi’yi canlandıran isim ise Meryl Streep.
Film, Thatcher’ın bunama noktasına geldiği yaşlılığı, liderliğe uzanan yolculuğunda gençliği ve taviz vermeyen liderliğiyle başbakanlık dönemi arasında gidip geliyor. Hala yaşayan ve saygı duyulduğu kadar (belki de daha çok) nefret edilen bir lideri perdeye taşımak kolay bir şey değil. Yönetmen Phyllida Lloyd, elinden geldiğince objektif bir anlatım yakalamaya çalışsa da, çoğu zaman klişelerle dolu ve zaman zaman ürkek bir anlatımla kolaya kaçıyor. Meryl Streep ise, üçüncü Oscar’ı için sesine ayar veriyor, saçlarını kabartıyor, ellerini birer demir yumruğa dönüştürüyor.
Nesi iyi? Tabii ki de Merly Streep’in oyunculuğu. YouTube’da biraz Thatcher görüntülerine göz gezdirirseniz, filmi izlemenize gerek bile kalmayabilir.
Nesi kötü? Film, Thatcher’ın bunamaya yüz tuttuğu yaşlılığına gereksiz bir duygusallıkla yaklaşıyor ve fazla yer ayırıyor. Politik bir film bekleyenleri ise sıkı bir hayal kırıklığı bekliyor.
Arayan bulur:
Emrah Guler,
Meryl Streep,
Oscar,
Phyllida Lloyd,
Sinema,
The Iron Lady
Yeni dizi: Alcatraz
Esrarengiz bir ada, Jorge Garcia, zaman yolculuğu ve J.J. Abrams. Tüm hayal kırıklıklarına karşın Lost’u güzel hatırlamamıza neden olan birkaç şey büyük patırtıyla başlayan bu yeni dizide bir arada.
Tarihin en ünlü hapishanesinin bulunduğu Alcatraz Adası’nı mesken edinen dizi, hapishanenin 1963’de kapanmasını tüm tutuklu ve gardiyanların aynı anda gizemli bir şekilde kaybolmasına bağlıyor. 50 yıl sonra kaybolanlar hiç yaşlanmamış bir şekilde tek tek geri dönmeye başlıyor.
Dedektif Rebecca Madsen (Sarah Jones), Alcatraz uzmanı ‘nerd’ Dieogo Soto (Jorge Garcia) ve büyük gizem hakkında bilgisi olan, bir nevi Fringe ajanı Emerson Hauser (Sam Neill), hem her hafta ortaya çıkan eski tutukluların pisliklerini temizliyorlar, hem de büyük gizemi biraz daha aydınlatmaya çalışıyorlar. Alcatraz, bir yandan haftanın davasıyla polisiye sevenlere, bir yandan da Lost ya da The 4400 tarzı büyük mitolojileri parça parça aydınlatmayı sevenlere hitap ediyor.
Dizi bir Lost olabilecek mi? Yoksa The Event ya da FlashForward gibi patlayacak mı, dört-beş bölüm daha izlemek gerekiyor.
Bunları sevdiyseniz kaçırmayın: Lost, The 4400, The Event, FlashForward
Arayan bulur:
Alcatraz,
Emrah Guler,
Jorge Garcia,
Lost,
TV
La piel que habito / İçinde Yaşadığım Deri
Almodovar korku filmi malzemesinden muhteşem bir melodram yaratmayı başarıyor..
Pedro Almodovar ve Antonio Banderas’ı 21 yıl sonra bir araya getiren İçinde Yaşadığım Deri, artık yakından tanıdığımız ve özlediğimiz Almodovar fetişlerinin çoğunu da perdeye taşıyor. Çoğu, çünkü bir tek tutkulu, eğlenen, eğlendiren büyük kadın karakterler yok filmde.
Almodovar, ilk defa korku türüne bu kadar yakınlaşıyor ve plastik cerrah Robert Ledgard’ın karısının ölümü sonrası yaşadıklarıyla mesleki saplantılarını tuhaf bir şekilde karıştırarak, kendi özgün melodramına dönüştürüyor. Film, Almodovar’ın kendi sinematik saplantılarını da teker teker hikayeye ekliyor: Cinsiyet rollerinin karmaşıklığı, hastalık derecesinde tutku, cinayet, ihanet, büyük yalanlar, büyük itiraflar.
Kimler izlesin? Almodovar’ı ilk filmlerinden itibaren tutkuyla takip eden herkes. Antonio Banderas hayranlarını ise oyuncunun çok uzun süredir gösterdiği en iyi performansı bekliyor. Bir de, adam güzel yaşlanmış.
Kimler izlemesin? Volver gibi bol kadınlı, tutkulu, şenlikli bir Almodovar filmi bekleyenler hayal kırklığına uğrayabilir. İçinde Yaşadığım Deri, yönetmenin en karanlık filmi.
Pedro Almodovar ve Antonio Banderas’ı 21 yıl sonra bir araya getiren İçinde Yaşadığım Deri, artık yakından tanıdığımız ve özlediğimiz Almodovar fetişlerinin çoğunu da perdeye taşıyor. Çoğu, çünkü bir tek tutkulu, eğlenen, eğlendiren büyük kadın karakterler yok filmde.
Almodovar, ilk defa korku türüne bu kadar yakınlaşıyor ve plastik cerrah Robert Ledgard’ın karısının ölümü sonrası yaşadıklarıyla mesleki saplantılarını tuhaf bir şekilde karıştırarak, kendi özgün melodramına dönüştürüyor. Film, Almodovar’ın kendi sinematik saplantılarını da teker teker hikayeye ekliyor: Cinsiyet rollerinin karmaşıklığı, hastalık derecesinde tutku, cinayet, ihanet, büyük yalanlar, büyük itiraflar.
Kimler izlesin? Almodovar’ı ilk filmlerinden itibaren tutkuyla takip eden herkes. Antonio Banderas hayranlarını ise oyuncunun çok uzun süredir gösterdiği en iyi performansı bekliyor. Bir de, adam güzel yaşlanmış.
Kimler izlemesin? Volver gibi bol kadınlı, tutkulu, şenlikli bir Almodovar filmi bekleyenler hayal kırklığına uğrayabilir. İçinde Yaşadığım Deri, yönetmenin en karanlık filmi.
Arayan bulur:
Antonio Banderas,
Emrah Guler,
İçinde Yaşadığım Deri,
La piel que habito,
Pedro Almodovar,
Sinema
Women’s biopics, here and there
With the Golden Globe-winning portrayals of Margaret
Thatcher and Marilyn Monroe, respectively by Meryl Streep and Michelle
Williams, here is a look at women’s biopics in Turkish cinema, or
lack thereof
When you watch Meryl Streep’s old lady buying a pint of milk from a
corner grocery in the opening scene of The Iron Lady, you know you are
in for a treat. A treat, perhaps not in the sense of watching a film
that will sweep you off your feet, but for the sweet anticipation of a
performance that will stick with you.
That old lady is Margaret Thatcher, Britain’s first and only female prime minister, an influential figure in 20th-century history, admired and hated for brazing head on into gender and class barriers and trying unabashedly and ruthlessly to implement a classic free-market ideology.
The film might have failed to please both the admirers of the Iron Lady, for focusing too much on her later years with dementia, and her adversaries, who believed the movie portrayed Mrs. Thatcher with far too much sympathy. But none dared to say anything negative about Streep’s Golden Globe-winning portrayal of the Iron Lady which was done with uncanny precision.
That old lady is Margaret Thatcher, Britain’s first and only female prime minister, an influential figure in 20th-century history, admired and hated for brazing head on into gender and class barriers and trying unabashedly and ruthlessly to implement a classic free-market ideology.
The film might have failed to please both the admirers of the Iron Lady, for focusing too much on her later years with dementia, and her adversaries, who believed the movie portrayed Mrs. Thatcher with far too much sympathy. But none dared to say anything negative about Streep’s Golden Globe-winning portrayal of the Iron Lady which was done with uncanny precision.
Arayan bulur:
biopic,
cinema,
Emrah Guler,
Golden Globes,
Mahpeyker,
Meryl Streep,
Michelle Williams,
The Iron Lady,
Turkish cinema,
Türkan,
Türkan Saylan,
women





